"Vitrin adayı" olduğumu düşünmüyorum!
- Details
- Published on Monday, 08 March 2010 20:50
- Hits: 42753
14 Mart 2010 Pazar günü Vorarlberg eyaletinin 96 beldesinde belediye başkanı ve belediye meclisi üyelerinin seçimi yapılacaktır. Okuyucularımızı bu hafta sonu yapılacak olan yerel seçim konusunda bilgilendirmeyi amaçlayan sitemizden Genel Yayın Yönetmenimiz Kadir Keleşoğlu son olarak SPÖ Hohenems adayı Yılmaz Çınar'la görüştü. Bundan önceki röportajlarımızda ÖVP partisinin Bregenz şehrinden belediye meclisi 11. sıra adayı Mustafa Paçalı ve Yeşiller Partisinin (Grüne) 5. sıradan adayı Mustafa Yılmaz ile yaptığımız röportajı yayınlamıştık. Bu kez ise sizlere SPÖ partisinin Hohenems Belediyesi Meclis Üyesi 8. sıradan adayı Yılmaz Çınar ile yaptığımız röportajı getiriyoruz. Yılmaz Çınar evli ve 2 çocuk babası. Vorarlberg’de doğup, büyüyen ve tekstil eğitimi alan Yılmaz Çınar, Hohenems'in sorunlarına ilgisiz kalamayacığını belirterek bu nedenle aday olduğunu açıkladı.

Kadir Keleşoğlu: Sayın Yılmaz Çınar; sizi tanımayan okuyucularımız olabilir, okuyucularımıza biraz kendinizden bahseder misiniz? Politikaya ne zaman ve nasıl başladınız, bugüne kadar ne gibi bir sosyal ve siyasal çalışmalarınız oldu?
Yılmaz Çınar: Memnuniyetle. 1975 Hohenems doğumluyum, evli ve iki çocuk babasıyım. Yaklaşık 20 yıldır tekstil sektöründe çalışıyorum. Politikaya aktif olarak 2009 yılında eyalet seçimlerinden sonra başladım. Hohenems Türk Gücü Spor Kulübünde ve Efsane Gençlik Spor Kulübünde yöneticilik yaptım. Kültürel ve sportif faaliyetler yaptığımızdan gençlerin sorunları ile daha yakından ilgilenme fırsatı buldum. Devamlı toplumun içerisinde bulunan biriyim.
Kadir Keleşoğlu: Vorarlberg eyaletinde yaşayan göçmenlerin ne gibi sorunları var?
Yılmaz Çınar: Sorunların başında eğitim geliyor. Ön yargıların olduğundan dolayı, çocuklarımızın okullara eksi bir geride başladığını düşünüyorum. Ayrıca anne ve baba da çocuklarını desteklemiyorsa, bazı öğretmenler bunun farkına varıp, bunu kullanabiliyorlar. Velilerimize ilkokullardaki eğitimin önemini ve çocuklarımızın eğitimi üzerinde durmamızın gerektiğini göstermemiz lazım. Tabiki her çocuğumuzun da yüksek okul okuması şart değil, ama çocuklarımızı okuyabildiği yere kadar desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.
Bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi burada da Almanca, emeklilik, işsizlik gibi sorunlar var. Vorarlberg'de konut problemi yaşandığını düşünmüyorum açıkçası. Emeklilik konusuna gelince; birinci nesil emekli oldu, ikinci nesil de artık emekli olma aşamasına geldi. Bunu kendi ailemden biliyorum. Sorunları da aslında hiçte küçümsenecek gibi değil. Yıllarca calışmış insanlarımız emekliliğe başvuruyorlar ve red kararı alabiliyorlar. Bu konuda yeterli bilgi ve yardım alacak bir makam bulamıyorlar. Başvuracakları ve yardım alacakları bir kurum olmadığından çaresiz kalıyorlar. Başvurdukları yerde en azından Türkçe bilen bir çalısan olsa, bu sorunların ve şikayetlerin yaşanmayacağını düşünüyorum. Oysa bu insanlar yıllarca çalışmış ve vergilerini muntazaman ödemiş ama şimdi zamanı gelince bekledikleri ilgi ve yardımı maalesef göremiyorlar. Ayrıca bu kadar nüfusa bakan ilgili memur sayısı da kesinlikle yeterli bulmuyorum.
Kadir Keleşoğlu: Hohenems Belediyesinde Meclis Üyeliğine seçilirseniz, öncelikle ve özellikle nelerin yapılmasını teklif edeceksiniz? Bir takım proje ve planlarınız var mı?
Yılmaz Çınar: Herşeyden önce ben bir Türküm ve göçmenlerin sorunlarını iyi biliyorum. Ve bildiğim için de belediye meclisinde göçmenleri temsil etmek istiyorum. Ancak meclise bir Hohenems'li olarak girmek ve yerli-yabancı tüm Hohenemslileri temsil etmek istiyorum. Hohenems'in belli başlı bazı problemleri var. Örneğin; adaletsiz bir bütçe dağılımı, eğitime yeteri kadar destek verilmemesi önemli sorunların başında geliyor. Hohenems şehrinin merkezinde bulunan "Löwen" isimli bir salon 3,4 milyon Euro'ya tadilat edildi. Bunun yanı sıra Emsbach'ın taşları için Münih'den 600 bin Euro'ya taş getirtildi. Ve sonra da kaynak ayrılmadığı için Herrenried okulunun yüzme salonunun kapatıldığını ve çocuk yuvalarının (Kindergarten) dolduğu için 130 yerli ve yabancı çocuğumuz dışarıda kaldığını öğreniyoruz. Sonuçta bu paralar sadece Avusturyalıların değil, biz göçmenlerin de cebinden vergi olarak çıkıyor.
Planlarıma gelince; entegrasyonla ilgili çalısmalar yapmak istiyorum. Bir deliye 40 defa deli dersen sonunda deli olurmuş. Biz Türklere de 40 defa entegre olamadın dediler ve bizim insanlarımızda olamadıklarını düşünmeye başladılar. Bende artık gerek ailemle, gerek yaşam tarzımla bunlara entegre olduğumuzu göstermek istiyorum. Öncelikle entegrasyon sorununu baştan ele alıp, yetkililerle bir masaya oturarak entegrasyon deyiminin kırmızı çizgilerini çekmek istiyorum. Bizden ne istediklerini sorup, bizim neler verebileceğimizi anlatmak istiyorum onlara. Yeri gelince de bu konuyla ilgili camilerle ve derneklerle toplantı yapmayı düşünüyorum.
Entegrasyonun yanı sıra, Hohenems'deki gençlerimizin de çeşitli sorunları var. Gidebilecekleri fazla yerler yok malesef. "Jugendhaus" dediğimiz gençlik evi var, ama o da bir firma gibi çalıştırılıyor! Hafta arası sabah 8'de açılıp, öğlen kapatılıyor. Gençlerimizin asıl kapalı olduğu zamanlar bu gençlik evine ihtiyaçları var, ama dediğim gibi malesef kapalı tutuluyor.

Kadir Keleşoğlu: Sizce yapılan entegrasyon çalışmaları yeterince samimi midir? SPÖ Hohenems'in entegrasyon programı nedir? Paralel toplum oluştuğuna inanıyormusunuz? Varsa bu oluşumu engellemek adına parti üyesi olarak ne gibi çalısmalar yapıyorsunuz?
Yılmaz Çınar: Entegrasyon konusunda kesinlikle samimi bir çalışma yapıldığına inanmıyorum. 50 senedir buradayız, yapılsaydı şu an entegrasyon sorunu diye bir şey olmazdı. Entegrasyon; benim için iki toplumun artı ve eksileriyle, birbirlerini tamamlayarak birlikte yaşamasıdır. Elbette bizim de eksilerimiz olabilir, yok değil. 40-50 yıl önce büyüklerimiz Avusturya'ya çalışmak icin geldiklerinde bizden ne Almanca dili ne de entegre olmamız istenildi. Bir sonraki nesil, yani 2. ve 3. neslin yeteri kadar entegre olduğunu, hatta bazen fazla da entegre olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü; bugüne kadar evden ve derneklerimizden fazla dışarıya çıkamıyorduk. Haliyle yerel halkın gözüne fazl batmıyorduk. Ama artık okullarda, politikada, kamu dairelerinde, firmalarda ve toplumda göz önündeyiz ve belki de fazla göze batmaya başladık. Avrupa'da örneğin 5 milyon civarında Türk kökenli insan yaşıyor. 600 bin insana doğru yoldan, 1,5 milyon insana dolaylı yoldan is veriyoruz. İnsanlarımızın alım gücü yıllık 100 milyar Euro civarındadır. Dediğim gibi belki de fazla göze batıyoruz. Bizler artık buraya yerleştik, burada ev aldık, yatırım yaptık, burada okula gidiyoruz, calışıyoruz, iş yerleri açıyoruz. Bütün bunlar entegre olmak değil de nedir sizce? Elbette Almanca sorunumuz var, ama entegrasyonu sadece Almanca dil sorununa maletmek doğru değildir bence.
Gördüğünüz gibi, diğer partiler de oy kaybı endişesi ile seslerini çıkartamıyorlar. SPÖ partisi bu gerçekleri eyalet seçimlerinde dürüstçe söylediği için oy kaybettiğini düşünüyorum.
Kadir Keleşoğlu: Sizden önce Mustafa Paçalı (ÖVP/Bregenz) ve Mustafa Yılmaz (Yeşiller/Bregenz) ile röportaj yaptık. İki adayımız da göçmenleri en iyi onların temsil edeceklerini söylediler. Sizce Türk kökenli göçmenler neden ÖVP ve Yeşilleri değilde, SPÖ'yü tercih etmeliler? Öncelikle size soralım; Siz neden SPÖ'yü tercih ettiniz?
Yılmaz Çınar: SPÖ Partisini neden seçtim, çünkü yapım gereği ben her zaman halktan yana biriyim. Halkçıyım tabir-i caizse. SPÖ'nün görüşlerinin de bana uyduğunu düşündüğüm icin bu partiyi seçtim. Ve tabi SPÖ partisinin göçmenlerin Hohenems'deki sorunlarına yardımcı olmak maksadıyla bana yüksek sıradan seçilme şansı verdimeside aldığım kararda büyük rol oynadı. Diğer partilerdeki Türk kökenli adayların aslında parti tüzüklerini pek de bildiklerini sanmıyorum. Ben, şahsen çıkar meselesi için değil, göçmenlerin sorunlarını gerçekten sahiplenen partiden aday olmak isterim. Partim bana 5. sıradan yer vermesine rağmen, ben kendi yerimi önemli olduklarını düşündüğüm insanlara vererek 8. sırayı istedim. Mesela burada ÖVP Partisi son güne kadar bir Türk kökenli aday göstermedi ve son gün 44. sıradan bir Türk kökenli adaya yer vererek Türk kökenlilerin oylarının bölünmesine yol açtı.
Kadir Keleşoğlu: Bir çok Türk kökenli adayın 30. veya 40. sıradan, yani seçilemeyecek bir sıradan aday gösterilmesini neye bağlıyorsunuz? Göçmen oylarının bölünmesi ve Türk kökenli adayların seçim malzemesi olarak kullanılması mı amaçlanıyor?
Yılmaz Çınar: Öncelikle sitenizde bu adayları konu alan "Vitrine yakışan gönüllü politikacı aranıyor" yazısını çok beğendiğimi belirtmek isterim, muazzam bir yazı olmuş. ÖVP Bregenz adayı Mustafa Paçalı'yı kişisel olarak tanıyorum. Şayet kişisel olarak tercih ettiği parti ÖVP ise, saygı duyarım. Ancak ÖVP partisinin içerisinde Türk kökenlileri temsil edebileceğini gerçekten düşünüyor mu? Tabii o ayrı bir sorudur. Örneğin; ÖVP içerisinde Müslümanların ve Türk kökenlilerin ortak sorunu olan minareyi savunabilecek mi?
Ben kesinlikle bir vitrin adayı olduğumu düşünmüyorum, çünkü bana verilen sıra belli. Ama bence 40. sıradan aday oluyorsanız, bu göçmenlerin oylarını bölmekten başka birşey değildir. Diğer Türk kökenli adayların kazanma şansını olumsuz yönde etkiliyorsunuz. Asıl vitrin adayların bu şahısların olduğuna ve onların kullanıldığına inanıyorum. Yada işin içerisinde menfaat olduğunu düşünüyorum.
Kadir Keleşoğlu: Sizce seçim yasası değişmeli midir? Örneğin 30 yıldır Hohenems’de ikamet eden ve vergisini veren bir göçmen seçimde oy kullanamazken, 6 aydır Hohenems’de ikamet eden bir AB (Avrupa Birliği) ülkesi vatandaşı oy kullanabiliyor. Bu doğru mudur? Yani Belediye seçimlerinde oy kullanırken mutlaka vatandaşlık şartı aranmalı mıdır?
Yılmaz Çınar: Bu seçim sistemini kesinlikle doğru bulmuyorum. Bahsettiğiz çok önemli bir sorundur. Ancak; bu belediye meclisinin çözebileceği bir sorun değildir. Bu sorunun eyalet meclisinde çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. 30 yıldır burada yaşayan, vergisini ödeyen, iyi günde, kötü günde yaşamını geçiren insanların vatandaşlık şartı aranmadan oy kullanabilmesi gerektir. Bunu geç kalınmış ve yabancılara verilmemiş bir hak olarak kabul ediyorum.
Kadir Keleşoğlu: Türk kökenli seçmenleri oy vermeye teşvik etmek için sizce neler yapılmalıdır?
Yılmaz Çınar: Bence bu konuda henüz cok yeniyiz. İnsanlarımız seçimlere yavaş yavaş alışıyor. Galiba bazı şeylerin zamana ihtiyacı var. Benim dileğim, insanlarımız oylarını bilinçli kullansınlar. Partilerin tüzüklerini ve proğramlarını okusunlar ve kendilerine en yakın hissettikleri partiyi ve adayı seçsinler. Çünkü bu fırsat her 5 senede bir geliyor.
Kadir Keleşoğlu: Son olarak Turkonline Haber sitesi okurlarina neler söylemek istersiniz?
Herşeyden önce çok düzenli ve kaliteli bir site. Tamamen tarafsız olarak çalıştığınızı görüyorum. Diğer siteler gibi, belli bir kesime değil, tüm vatandaşlarımıza hitap ediyorsunuz. Avusturyadaki Türk siteleri arasında en güncel ve sosyal içerikli sitenin Turkonline olduğuna inanıyorum. Her sabah ilk önce Turkonline haber sitesini okuyorum. Şahsen güzel bulduğum haber ve yazıları e-mail ile diğer arkadaşlarıma gönderiyorum. Örneğin; son "Vitrine yakışan gönüllü politikacı aranıyor" yazısını tüm dostlarıma gönderdim.
Kadir Keleşoğlu: Röportaj için teşekkür eder, seçimlerde başarılar dilerim.
Röportaj: Kadir Keleşoğlu

